SohbetBUL.NetTüm Zamanların En Iyi Gelişmiş Sohbet Blogu |
|
![]() |
![]() |


|
No Comments
|
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Haberler
|
|
|
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, doğalgaza 1 Şubat’a kadar zam yapılmayacağını, Şubat ayı için ise değerlendirme yapmadan bir şey söylemesinin doğru olmayacağını söyledi. Karadeniz’de petrol arama çalışmasına katılacak olan “Leiv Eiriksson” isimli dev sondaj platformunun İstanbul’dan geçişi nedeniyle düzenlenen törene katılan Bakan Yıldız, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün Kabataş’taki İskelesi’nde gazetecilerin doğalgaz zammıyla ilgili sorularını yanıtladı. Bakan Yıldız, bilen bilmeyen çok kişinin bu konuda fikir yürüttüğünü belirterek, şunları söyledi: “1 Şubat’a kadar doğalgaz zammı yüzde sıfır. Kasım ayı ortasından bu yana yılbaşına kadar zam oranıyla ilgili konuşmalar yapıldı. Zam haberlerini neredeyse bir kısım çevreler memnuniyet verici olarak algıladı. Bilen bilmeyen bu konuda çok fazla fikir yürüttü. Hiçbir hükümet zam yapmak istemez. Doğalgaz ve petrol zamları tamamen dış endekslidir. Sayın Baykal 24 ve 28 Aralık’ta iki açıklama yaptı. Bunlar vatandaşlarımıza yarar sağlamaz. 24 Kasım’da doğalgaza yüzde 50 zam yapılacağını açıkladı. 1 Şubat’a kadar doğalgaz zammı yüzde sıfırdır. Şubat ayında, bir aydaki gelişmeler dikkate alınacak petrol ve döviz fiyatlarına göre tekrar değerlendirilecek. 1 Şubat’ın durumunu şu anda söylemem doğru olmaz” |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Fıkralar
|
|
|
Ali okula yazılıcakmış. Ama çok fırlama bir çocuk olduğundan babası bazı önlemler almaya karar Sıra servis Yolculuğun ilk -”Amca benim annem tavuk babam horoz olsaydı Şöför : -”evet yavrum şimdi geç yerine Bİraz sonra Ali yine şöförün yanına giderek -”Amca benim annem inek babam boğa alsaydı ben buzağı olurdum değilmi”demiş. Şöför biraz sinirli: -”evet şimdi git yerine otur ” demiş. Biraz sonra Ali yine şöförün yanına gelerek -”Amca -”Ben sana bir soru -”Senin annen orospu baban pezevenk Ali sırıtarak cevap |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Diyet
|
|
|
Ekspres Son Dakika Diyeti Yataktan kalkın Kalkar kalkmaz Kahvaltı * Saat 11.00 civarı, iki parmak dil peyniri yenmeli. Öğle yemeği * Öğle yemeğinden bir saat sonra bir küçük şişe maden sodası içilecek. * 2,5 saat sonra diri ve sert şeftali ile kayısı yenilecek. * Akşam üstü bir bardak light ayran içilecek. İki çorba kaşığı light yoğurt, çok çok az tuz ve bir bardak ılık su içilecek. Akşam yemeği Gece İkinci gün Yataktan kalkın Kalkar kalkmaz Kahvaltı * İki-üç saat sonra, bir bardak light süt içilecek. Öğle yemeği * İki üç saat sonra bir adet kabuklarıyla beraber yeşil elma ve bir avuç vişne yenilecek, * İki saat sonra iki parmak dil peyniri yenilecek. Akşam yemeği Gece |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Burclar
|
|
|
Astroloji konusunda belki şu ya da bu şekilde bir fikir sahibisiniz. Belki de bir arama motorundan ulaştığınız bu sayfalar hakkında henüz hiçbir fikriniz yok. Her ne olursa olsun, bu yazıyı okuduktan sonra astroloji ile ilgili eskisinden daha farklı bir bakış açısına sahip olacağınızı düşünüyorum. Geriye doğru dönüp baktığımda astroloji ile ilk tanıştığım günlerden bu yana 27 yıldan daha uzun bir zaman geçtiğini görüyorum. Astroloji ile uzun yıllar boyunca ciddi bir araştırmacı olarak ilgilendim. Bilgisayar mühendisliğinde yüksek lisans yaptığım 1988 de astroloji yazılımları geliştirdim. 1999 yılında kurduğum Yorumcu.com sayesinde bilgi ve çalışmalarımı büyük kitlelere aktarma imkanı buldum. Bana göre astroloji, yaşadığımız olayların nedenlerine açıklama getirmekten çok hayattaki asıl amacımızı anlamamıza ve kavramamıza yardımcı olur. Ayrıca astrolojik incelemelerde bulunmak, bize başımıza gelenler için suçlayacak herhangi bir dış etken vermek yerine, içinde bulunduğumuz durumda ne yapmamız gerektiğine dair sezgisel bilgiler sunar. Bence astroloji ancak şu şekilde değerlendirildiğinde gerçekten amacına ulaşmış olur: insanın gezegensel hareketleri algılayışıyla yaşadığı olaylara anlam vermesi arasında bir uyum ve ilişki vardır ve bu ilişkiyi herkes farklı şekilde anlayıp kavrar. Bir yapıda çeşitli kalıplar arayıp onları bulduğumuzda, konuyla alakasız olduklarını düşünerek aramadıklarımızı göz ardı ederiz. Aslında bunun nedeni gerçekten de konuyla alakasız olmalarıdır. Uzak yıldızlarla kendi benliğimiz arasında kişisel bir ilişki kurma çabamızın altında geçmişten beri (binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca) birikmiş efsanevi manalar yatar. Bu manalar gökyüzünde yıldızlar arasında meydana gelen olayların gözlemlenmesinin yanı sıra Güneş’in, Ay’ın mevsimsel hareketleriyle zaman zaman gerçekleştirdikleri tutulmaların tekrar tekrar gözlemlenmesiyle ilişkilendirilir. Çok eski zamanlarda, henüz televizyon evlerimize girmemişken insanlar yüksek tepelere oturur birbirlerine yıldızları işaret eder, onların neden gökyüzüne bu şekilde yerleştirildiğine dair hikayeler uydururlardı. Elbette bütün bu hikayeler aslında insanların gerçek yaşamda karşılaştıkları olayların birer yansımasıydı ve göklere yansıtılan bu kişisel deneyimler eninde sonunda onları yaşayanlara geri döndüğünde sanki gökler tarafından da onaylanmış gibi algılanırdı. Örneğin, bildiğim bütün kültürlerde haftanın günlerine gezegenlerin gökyüzündeki hareketlerine göre isim verilmiştir ve bütün takvimler Güneş’in ve Ay’ın birbirlerinden farklı yörüngelerini ortak bir noktada buluşturmanın yollarını arar. Astrolojiyi bir dil olarak düşünürsek, onun özgün bir psikoloji dili olduğunu da kabul edebiliriz. Diğer bir deyişle, astrolojiyi insan doğasını tanımlayan, açıklayan bir dil ve hatta insan doğasının hiç bitmeyen gözlemlerinden etkilenerek geliştirdiği sürekli geribildirim mekanizmasıyla kendi oluşturduğu bir dil olarak görebiliriz. Nasıl bir şiiri şekillendiren en önemli şey yazıldığı dilse, astroloji de bugüne kadar tanımladığı ve açıkladığı ruhları, zihinleri şekillendiriyor olabilir. Dolayısıyla, gökyüzünde meydana gelen olaylarla dünyada yaşadığımız olaylar arasında objektif bir etyolojik uygunluk yoktur. Gökyüzünde meydana gelen ve algıladığımız olaylarla dünyada yaşadığımız olaylar arasında kendi sınırlı insan doğamızla farkında olmadan teleolojik bir ilişki kurarız. Bu şekilde yaşamlarımızda meydana gelen her şeye anlamlı bir amaç bulmak isteriz. Düğüm eksenleri (nodal axes) gibi genel prensiplerin araştırmaya değer teorik yönleri vardır. Fakat ben yıllardır ilgimi bu işin özellikle teknik uygulama ve insanlara pratik olarak yararlı boyutuna yoğunlaştırmaya çalıştım. Birçok astrolog doğum haritalarına hala terapi niteliğinde iyileştirici bir yaklaşımdan çok, teşhis ve tanıya yönelik bir yaklaşım gösteriyor. Teşhis (bana göre) henüz çözümlenmemiş bir durumu kavramlaştırır ve ona bir isim verir. Terapi ise çözümlenmemiş meseleyi bir çözüme ulaştırmanın yollarını arayıp bulmayı amaçlar. Bugün astrolojiden yararlanmayı çok kısa sözlü anlatımla sınırlı tutmayı tercih ediyorum. Diğer bir deyişle, karşımdaki kişi astrolojiyle ilgili kişisel bir deneyiminden bahsetmediği sürece astrolojiden özel olarak yararlanmamaya çalışıyorum. Böyle bir durumla karşılaşırsam karşımdakinin deneyimini, bir rüyanın anlamını araştırır gibi araştırırım. Yani onu yaşayan kişi için yaşadığı şekliyle ne anlam ifade ettiğini, nasıl bir önemi olduğunu bulmaya çalışırım. Kaderde yazılanın sadece akıl yoluyla önceden bilinebileceği ve açığa çıkarılabileceği şeklindeki akademik inanç hatalıdır. Bunun yerine ben kaderin sadece olayları gerçek zamanda kendi akışına bırakmakla (ve onlara iştirak etmekle), onları meydana geldikleri anda dikkatlice gözlemlemekle açığa çıkarılabileceğine, açıklanabileceğine inanırım. Kader (bana göre) rüyalarımız ve kendimizi içinde bulduğumuz dünya arasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan diyalog süresince oluşan hikayedir. Rüyalarımız ve hayallerimiz gerçek yaşamda sahnelenirken değişirler. Tıpkı gerçek dünyanın hayallerimiz ve düşlerimiz tarafından değiştirildiği gibi. |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Aşk Hikayeleri
|
|
|
Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim. Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde… Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği… O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti. Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek. |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Yemek Tarifleri
|
|||||
Yapılışı Ön hazırlık olarak, önce brüksel lahanalarının saplarını kesin. Ve, dış yapraklarını da ayıklayın. Bu arada, bir kapta ılık su hazırlayıp mercimeği içine boca edin. On dakika kadar beklettikten sonra, suyunu dökün ve iyice süzün. Kuru soğanları soyun ve ince doğrayın. Derince bir tencerede margarini eritin. Soğanı az çevirip pembeleştirin. Sonra, kuşbaşı kuzu etini ilâve edin. Etin suyunu salmasını bekleyin; sonra da, suyunu çekene kadar pişirin. Üstüne, sıcak suyla karıştırdığınız domates salçasını gezdirin. Brüksel lahanası ve mercimeği en son katın. Tuzunu ayarlayın. Lahana ile mercimek yumuşadığı zaman, yemeğiniz hazır demektir. |
|||||
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Tatil Yerleri
|
|
|
Antalya, tarihi güzellikleri, dogasi ve kültürel zenginligi ile Türkiye’nin en gelismis turizm sehirlerinden birisidir. Güzel cografi yapisi ve uygun iklim kosullari ile Nisan ayindan kis aylarinin basina kadar tüm yerli ve yabanci turistler için en ideal tatil firsatlarini sunan sehir, 24 saat canli bir yapiya sahiptir. Milli parklari, zengin tarihi kalintilari ve ödüllü marinasi ile Akdeniz’in incisi durumundaki Antalya, ilçeleri ve tatil merkezleri ile Türk turizminin en önemli kenti durumundadir. Milattan önce 2000 yilinda kurulmaya baslayan kent, sirasiyla birçok medeniyete besik olmus ve son olarak Selçuklulardan Osmanli Imparatorlugu’na ve nihayet Türkiye Cumhuriyetine kalmistir. Antalya içine yapilacak bir gezi sirasinda görülecek birçok yer vardir. Bunlar, Perge, Kaleiçi, Olympos ve Aspendos antik kentleri, Karain ve Kocain Magaralari ve çevre yaylalar, Düden Selaleleri, Altinbesik Magarasi Milli Parki, Köprülü Kanyon Milli Parki, Kursunlu Selalesi Tabiat Parki olarak siralanabilir. Antalya, ayrica çevre ilçeleri ile de turistik bir önem tasimaktadir. Bunlar:
BELEK: Yüzmek, güneslenmek, dinlenmek ve de golf oynamak isteyenlerin ilk tercihi olan Belek, Antalya’nin Serik beldesine yakin bir tatil merkezidir. Özellikle su sporlari ve profesyonel golf sahalari ile öne çikan Belek, tarihi yapisiyla da misafirlerini beklemektedir. Silyon ve Selge antik kentleri, Aspendos, Köprülü Kanyon, Düden Selalesi ve Kursunlu Selalesi bu bölgede yer almaktadir. Belek ayrica tam bir otel ve tatil köyü cennetidir. Uzun sahili boyunca yer alan birçok otel ve 1. sinif tatil köyleri, özellikle bu tür tatil yapmayi sevenler için idealdir.
MANAVGAT ve SİDE: Antalya bölgesinin küçük ama canli iki sehri Manavgat ve Side, özellikle son yillarda turizm açisindan hizla gelismislerdir. Bölgede pek çok otel ve pansiyon turistler için hazir beklemektedir. Ayrica gezi alanlari arasinda Side Müzesi, Antik Kentler, Seleukia Antik Sehri, Manavgat Selalesi, Manavgat Baraji, Köprülü Kanyon Milli Parki, Titreyengöl, Altinbesik Düdeni ve Manavgat pazaryeri yer almaktadir. Bölgede geçirilecek bir tatil sirasinda yöresel yemeklerin disinda özellikle balik ve deniz ürünlerinin tadina bakilmalidir. |
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Tarih Bilgileri
|
|
|
Bu yazı dizisi Uğur Demir ve Ahmet Önal ile birlikte hazırladığımız ve 2010 başlarında Yeditepe yayınları arasında piyasaya çıkacak “Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler” isimli kitabımıza dayanmaktadır.) Osmanlı padişahlarının 3’te biri askerin müdahalesiyle tahtından oldu. İlk isyan Fatih Sultan Mehmed’e karşı Edirne’de yapıldı. İstanbul’un fatihi, ikinci kez tahta oturduktan sonra kendisine kazan kaldıran Yeniçerilerin ağasını falakaya yatırıp alaşağı etti… Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Aslında bu bizim eski ve olumsuz bir geleneğimiz. Osmanlı döneminde asker değişik sebeplerle birçok defa isyan ederek yönetime müdahale etti. Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte biri askerin müdahalesiyle değiştirildi. İlk isyan Osmanlı tarihinin en büyük ismi Fatih Sultan Mehmed’e karşı Edirne’de meydana gelmişti. İSYANLAR VE İSTANBUL İstanbul, Osmanlı başkenti olmasından sonra büyüklü küçüklü birçok isyana tanık oldu. Bu isyanlar o kadar ileri boyutlara ulaşıyordu ki, bazen padişahın mutlak vekili olan sadrazamların kelleleri alınırken, bazen de bizzat padişahlar tahtan zorla indiriliyor ve daha sonra da öldürülüyorlardı. İsyan patlak verdikten sonra önünü almak oldukça güçtü ve isyancılar, birkaç istisna hariç genelde istedikleri kişilerin kellelerinin meydanlarda sallandırılmasını sağlıyorlardı. Bazen saatlerce, bazen de günler hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu günler yaşatıyor, günlük hayat tamamen felç oluyordu. Özellikle Atmeydanı, Osmanlı devri isyanları ile âdeta özdeşleşen bir mekân olmuştu. Hem Bizans, hem de Osmanlılar döneminde eğlencelerin yapıldığı ve törenlerin düzenlendiği önemli bir yer olan meydan, kozların paylaşıldığı, hanedanın meşruiyetinin tartışıldığı, idarecilerin icraatlarının yüksek sesle eleştirildiği ve şehrin kapılarının kapatılmasından sonra askerî grupların farklı unsurlarının birbirlerine kılıçlarını çekip, silahlarını boşalttığı; karşılık fetvalarının birbirinin hükmünü hükümsüz kıldığı; tüm bunlar bazen bir padişahın tahttan indirilmesine ve hatta öldürülmelerine kadar ileri gider; bazı devlet adamlarının canlarına mâl olurken, bazıları için ise ikbal kapılarının ardına kadar açıldığı; özetle her şeyin “devletin bekası ve adaletin temini için yapıldığı”, kozların paylaşıldığı bir mekândı. BUÇUK TEPE VAK’ASI Tarih boyunca isyanların hemen hemen tamamı İstanbul’da meydana gelirken ilk isyanın mekânı Edirne olmuştu. İkinci Murad, 1444’te Varna Savaşı’nı kazandıktan sonra Manisa’ya çekilmişti. Ancak Veziriazam Çandarlı Halil Paşa, İkinci Murad’ın tekrar tahta çıkmasını arzulamaktaydı. İkinci Mehmed’i destekleyen Şehabeddin, Saruca ve Zağanos paşalarla anlaşamıyordu. Çandarlı’nın barışçı siyasetine karşılık, diğer vezirler İkinci Mehmed’i fetihlere, özellikle de İstanbul’un fethine teşvik ediyorlardı. İkinci Mehmed’in ilk hükümdarlığı sırasında, yeniçeriler paranın değerinin düşürülmesini bahane ederek ayaklanıp, Şehabeddin Paşa’nın evini yağmaladıktan sonra Edirne’nin doğusunda bir tepeye çekildiler. İsyan, yeniçerilerin maaşlarına yarım (buçuk) akçe zam yapılarak yatıştırılabildi. Ayaklanmanın asıl sebebi ise Çandarlı Halil Paşa’nın, İkinci Murad’ı tekrar tahta geçirmek istemesiydi. Nitekim isyan karşısında genç hükümdarın zor duruma düşmesi üzerine, İkinci Murad Manisa’dan gelerek, yeniden Osmanlı tahtına çıktı ve oğlunu da Manisa’ya vali olarak gönderdi. Yeniçerilerin ilk isyanları olan 1446’daki “Buçuk Tepe Vak’ası” yeniçerilerin daha sonraki tarihlerde sıkça rol oynadıkları hükümdar değişiklikleri yüzünden iktidara müdahale ile ortak olma sürecinin ilk adımıydı. YENiÇERi KILIÇLARININ ALTINDAN GEÇEN SULTAN Fatih Sultan Mehmed tahta çıktıktan sonra Karaman seferine çıktı. Osmanlı ordusunu karşısında gören Karamanoğlu aman dileyince Fatih, Osmanlı topraklarına geri döndü. Genç sultan Bursa’da iken yeniçeriler sefer bahşişi isteriz diye kazan kaldırdılar. Yolun iki tarafında silahlı saf tutan yeniçeriler, Fatih’e “Padişahımızın ilk seferidir, kullara ihsan gerek” dediler. Askerin bu davranışından oldukça rahatsız olup, incinen Fatih 10 kese akçeyi askere dağıtıp ortalığı sakinleştirdi. Ardından Yeniçeri Ağası Kurtçu Doğan’ı falakaya yatırtıp, görevinden azletti. Yerine Mustafa Bey’i yeniçeri ağası yaptı. Yeniçeri subayları da Fatih’in öfkesinden nasiplerini aldılar. Yayabaşlarını çağırıp, “Bu edepsizlik sizin aklınızın kusurudur” diyerek onlara yüzer sopa vurdurup, görevlerinden azletti. Yeniçerileri kontrol altında tutmak için kendisine bağlı birkaç bin doğancı ve sekbanı aralarına kattı. Fatih’in askerin isyanına verdiği bu tepki ve yeni düzenlemeler yüzünden yeniçeriler onun saltanatı boyunca birçok zorlukla karşılaşmalarına rağmen bir daha seslerini çıkaramadılar. OSMANLI ORDUSU Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde asker ihtiyacı daha çok uç beylerinden ve halktan gelen gönüllülerden sağlanmaktaydı. Orhan Bey döneminde fetihler artığından düzenli bir orduya ihtiyaç duyuldu ve Türk gençlerinden bir araya getirilen yaya ve müsellem askeri grubu oluşturuldu. Edirne fethedilip, Rumeli yönünde devlet hızla yayılmaya başlayınca yaya ve müsellemler asker ihtiyacını karşılayamaz oldu. Devlet de giderek merkezi bir yapı kazandığından merkezde daimi olarak bulunarak hükümdarı koruması gereken bir askeri gruba ihtiyaç duyulmaya başlandı. KAPIKULLARI Rumeli yönünde fetihlerin artmasıyla elde edilen esirlerin sayısı da hızla artmıştı. Üçüncü Osmanlı padişahı Birinci Murad’ın veziri Çandarlı Kara Halil ile devlet adamlarından Kara Rüstem devletin ihtiyaç duyduğu merkezi orduyu bu esirlerden meydana getirmeyi düşündüler. Kanun gereği esirlerin beşte biri devletin hakkı olduğundan uç beylerine aldıkları esirlerin beşte birinin padişaha gönderilmesi emredildi. Esirler merkeze gönderilmeden önce hizmet edebilecek duruma gelmeleri için Anadolu’daki Türk ailelerine verilerek burada İslamiyet’in esasları ve Türkçe öğretildi. Burada üç dört yıl gibi bir sürede istenilen kıvama gelen esirler Kapıkulu Ocakları’nın temellerini oluşturdular. 1402’deki Ankara Savaşı mağlubiyetinden sonra fazla seferin olmaması yüzünden ele geçen esirler azaldığı için Türk tarihinde yeni bir uygulama olan “devşirme sistemi” hayata geçirildi. Bu sistemde Osmanlı devleti sınırları içindeki Hristiyan çocuklarının devşirilmesi yoluna gidildi. Bu usül Çelebi Mehmed döneminde (1413-1421) uygulanmaya başlandıysa da kanunlaşıp bir sisteme kavuşması Fatih Sultan Mehmed’in babası İkinci Murad’ın hükümdarlığı döneminde (1421-1451) oldu. Kapıkullarının en çok bilineni piyade olarak savaşan yeniçerilerdir. Önce Edirne’de daha sonra da İstanbul’da bulunan yeniçeriler Osmanlı tarihin en önde gelen askeri grubu oldular. Kanunî döneminde meydana gelen Şehzâde Bâyezid isyanından sonra İstanbul’un dışındaki şehirlere de asayişi sağlamak için Yeniçeriler yerleştirildi. İlk başta ok ve kılıçla savaşan yeniçeriler, Fatih döneminden itibaren tüfek kullanmaya başladılar ve ateşli silahlar sayesinde Osmanlı ordusunun en vurucu gücü oldular. Yeniçerilerin yanı sıra Kapıkullarının ismi fazla bilinmeyen ama oldukça etkili olan kısmı ise Kapıkulu süvarileridir. Kapıkulu süvarileri derece ve maaş itibarıyla yeniçerilerden daha üst bir konumdaydılar. Padişahın en yakınında bulunup, onun savaş ve barışta güvenliğini sağlamakla görevli olan süvarilerin nüfuzları da bu nispetle fazlaydı. Süvariler atlı birlikler olduğundan İstanbul içinde atlarına bakmaları çok zordu. Bu yüzden İstanbul’un dışında veya Edirne, Bursa gibi meraların bol olduğu yerlerde yerleşmişlerdi. Ancak Kapıkulu süvarilerilerinin ileri gelenleri, padişahın sürekli yanında olması gerekenler ve bekâr olan süvariler İstanbul’da yaşarlardı. TiMARLI SiPAHiLER Osmanlı ordusunun en önemli kısmı ise timarlı sipahilerden oluşuyordu. Timar sistemi sayesinde, devlet kalabalık bir askerî gücü merkezî hazineye yük olmaksızın finanse edebiliyordu. Timar bir kısım asker ve memurlara, icra ettikleri belirli bir vazife ve hizmet karşılığında imparatorluğa ait devlet topraklarından kendi nam ve hesaplarına vergi toplama yetkisinin verilmesiydi. Sayısı 80 bini bulan timarlı sipahiler 16. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı ordusunun en etkili askerî gücüydü. 16. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’daki askeri sistemler değişti. Bu dönemde atlı askerler yerine tüfekli pi-yade ön plana çıktı. Osmanlılar, 1593-1606 yılları arasında Avusturya ile yaptıkları savaşlarda timarlı sipahilerin silah ve çarpışma şekilleri açısından artık uygun olmadığını fark ettiler. Devrin şartlarına cevap vermeyen timarlı sipahilerin yerlerini tüfekli askerler aldı. Yeniçeri sayısı arttı. Kanunî döneminde 24 bin olan Kapıkulu askeri sayısı 17. yüzyılın başlarında 40 bine ulaştı. Aynı dönemde timarlı sipahi sayısı ise 80 binden 20 bine düştü. Kapıkulu sayısını artırmanın yanı sıra sarucasekban adı altında Anadolu’dan ücretli tüfekli asker toplandı. Eyalet valileri savaşlara paralı askerlerle gelmeye başladılar. Erhan Afyoncu
|
|
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Spor
|
|||
|
|||
|
Aralık 31st, 2009
Filed under:
Şiirler
|
|
|
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. İimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaşadım Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Sevdim işte ötesi yok… |
|




ALANYA: Binlerce yillik bir tarihi geçmise sahip olan Alanya, Antalya’nin en büyük ilçesidir. Bu tarihi zenginlige, kentin canli ve civil civil havasi da eklenince, ülkemizin en çok gezilen turistik merkezlerinden birisi ortaya çikmaktadir. Alanya’da Kizil Kule, Büyük Tersane, Alanya Kalesi, Alanya Müzesi ve Damlatas Magarasi gezilebilecek yerler arasinda yer almaktadir. Antalya ile ayni iklim özelliklerine sahip olan kent, yilin 8 ayi canli bir sekilde misafirlerini agirlamaya hazirdir. Gelismis kent yapisi ile tüm turizm donanimina sahip olan Alanya, restoranlari, gece kulüpleri, barlari ve çesitli büyüklükte otelleri ile, her sene turistleri memnun etmektedir.
KEMER: Antalya’nin diger ucunda, Toroslarin eteklerine kurulmus, sirin bir tatil belgesi olan Kemer de, Antalya’nin gelismis tatil beldelerinden birisidir. Bu ilçede bulunan irili ufakli oteller ve tatil köylerinde yapilacak bir tatil sirasinda, tarihi ve kültürel yerler de gezilebilir. Bunlarin arasinda Olympos, Chimaera, Phaselis, Adrasan Koyu, Beldibi Magarasi, Yörük ve Ayisigi Parki bulunur. Kemer’de ayrica Jeep safari turlarina çikilabilir, rafting yapilabilir, deniz gezileri için günlük tekne turlarina çikilabilir. Ayrica yerel yemeklerden keçi eti ile yapilanlar tadilabilir ve özellikle de yogurt mutlaka denenmelidir.